11tm Mezunlar Sitesi
HOŞGELDİNİZ-WELCOM<
 
  ANASAYFA
  Ziyaretçi Defteri
  MESAJINI YAZ
  ALBÜM(Galeri)
  FOTO SLAYT
  FOTO SLAYT 2
  Giriş-Login
  Günlük Haberler
  Komik Videolar
  Komik SESLER
  Radyolar
  FLASH OYUNLAR
  Linkler-Ad Link
  Siteniz İçin
  Fare İmleçleri
  Fare İmleçleri2
  Flash Yazı
  HTML Testi
  Renk Kodları
  Dost Siteler
  İNDİR-DOWNLOAD
  Forum-Board
  Anketler
  EDEBİYAT
  => Edebiyat 2
  => Halk Edebiyatı
  => Edebi Akımlar
  => Edebi Türler
  => Olimpiyat Tarihi
  Canlı Sohbet
  Sitemap

Favorites!!!

Edebiyat 2

Mehmet Akif ERSOY


1873 - İstanbul
27 Aralık 1936 - İstanbul
Mehmet Akif Ersoy 1873 yılında İstanbul'da doğdu. Maarif Nezareti'ne bağlı iptidaîyi ve Fatih Merkez Rüştiyesi'ni bitirdi. Rüştiye'de "hürriyetçi" öğretmenlerinden etkilendi. Fatih Camii'nde İran edebiyatının klasik yapıtlarını okutan Esad Dede'nin derslerini izledi. Mekteb-i Mülkiye'nin idadi (lise) bölümünde okurken şiirle uğraştı. 1889'da girdiği Mülkiye Baytar Mektebi'ni 1893'te birincilikle bitirdi. Yirmi yıllık memuriyeti sırasında veteriner olarak dolaştığı Rumeli, Anadolu ve Arabistan'da köylülerle yakın ilişkiler kurdu. İlk şiirlerini Resimli Gazete'de yayınladı. 1906'da Halkalı Ziraat Mektebi ve 1907'de Çiftçilik Makinist Mektebi'nde hocalık etti. 1908'de Dârülfünûn Edebiyat-ı Umûmiye müderrisliğine tayin edildi. İlk şiirlerinin yayımlanmasını izleyen 10 yıl boyunca hiçbir şey yayınlamadı. 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte Eşref Edip'in çıkardığı Sırat-ı Müstakim ve sonra Sebilürreşad dergilerinde sürekli yazılar ve şiirler yazmaya başladı. 1913'te Umur-u Baytariye müdür muavini iken memuriyetten istifa etti. İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdi. 1. Dünya Savaşı sırasında istihbarat teşkilatı Teşkilât-ı Mahsusa tarafından Berlin'e gönderildi. Yine Teşkilât-ı Mahsusa'nın bir görevlisi olarak çöl yoluyla Necid'e ve savaşın son yılında Lübnan'a gitti. Dönüşünde yeni kurulan Dâr-ül-Hikmet-ül İslâmiye adlı kuruluşun başkâtipliğine getirildi. Savaş sonrasında Anadolu'da başlayan direniş hareketini desteklemek üzere Balıkesir'de etkili bir konuşma yaptı. Bunun üzerine 1920'de Dâr-ül Hikmet'deki görevinden alındı.
İstanbul Hükümeti Anadolu'daki direnişçileri yasadışı ilan edince Sebillürreşad dergisi Kastamonu'da yayınlanmaya başladı ve Mehmed Âkif burada Milli Mücadele'ye katkısını sürdürdü. Burdur mebusu sıfatıyla TBMM'ye seçildi.Meclis'in bir İstiklâl Marşı güftesi için açtığı yarışmaya katılan 724 şiirin hiçbiri beklenilen başarıya ulaşamayınca maarif vekilinin isteği üzerine 17 Şubat 1921'de yazdığı İstiklal Marşı, 12 Mart'ta birinci TBMM tarafından kabul edildi. Sakarya zaferinden sonra kışları Mısır'da geçiren Mehmed Âkif, daha sonra sürekli olarak Mısır'da yaşamaya karar verdi. 1926'dan başlayarak Camiü'l-Mısriyye'de Türk dili ve edebiyatı müderrisliği yaptı. Bu gönüllü sürgün hayatı sırasında siroz hastalığına yakalandı ve hava değişimi için 1935'te Lübnan'a, 1936'da Antakya'ya birer gezi yaptı. Yurdunda ölmek isteği ile Türkiye'ye döndü ve 27 Aralık 1936'da İstanbul'da yaşamını yitirdi.
ESERLERİ:
Safahat (1911)Süleymaniye Kürsüsünde (1912)Hakkın Sesleri (1913)Fatih Kürsüsünde (1914)Hatıralar (1917)Âsım (1919)Gölgeler (1938)

Namık KEMAL

21 Aralık 1840 - Tekirdağ
2 Aralık 1888 - Sakız Adası
Namık Kemal 21 Aralık 1840'ta Tekirdağ'da doğdu, 2 Aralık 1888'de Sakız Adası'nda öldü. Asıl adı Mehmed Kemal. Namık adını ona şair Eşref Paşa verdi. Babası, II. Abdülhamid döneminde müneccimbaşılık yapmış olan Mustafa Asım Bey. Annesini küçük yaşında yitirince çocukluğunu dedesi Abdüllâtif Paşa'nın yanında, Rumeli ve Anadolu'nun çeşitli kentlerinde geçirdi. Bu yüzden özel öğrenim gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. 18 yaşlarında İstanbul'a babasının yanına döndü. 1863'te Babıali Tercüme Odası'na kâtip olarak girdi. Dört yıl çalıştığı bu görev sırasında dönemin önemli düşünür ve sanatçılarıyla tanışma olanağı buldu. 1865'te kurulan ve daha sonra yeni Osmanlılar Cemiyeti adıyla ortaya çıkan İttifak-ı Hamiyet adlı gizli derneğe katıldı. Bir yandan da Tasvir-i Efkâr gazetesinde hükümeti eleştiren yazılar yazıyordu. Gazete, Yeni Osmanlılar Cemiyeti'nin görüşleri doğrultusunda yaptığı yayın nedeniyle 1867'de kapatıldı.Namık Kemal, İstanbul'dan uzak olması için Erzurum'a vali muavini olarak atandı. Bu göreve gitmeyi çeşitli engeller çıkarıp erteledi ve Mustafa Fazıl Paşa'nın çağrısı üzerine Ziya Paşa'yla birlikte Paris'e kaçtı. Bir süre sonra Londra'ya geçerek Mustafa Fazıl Paşa'nın parasal desteğiyle Ali Suavi'nin Yeni Osmanlılar adına çıkardığı Muhbir gazetesinde yazmaya başladı. Ama Ali Suavi'yle anlaşamadı, Muhbir'den ayrıldı. 1868'de gene Fazıl Paşa'nın desteğiyle Hürriyet adı altında başka bir gazete çıkardı. Çeşitli anlaşmazlıklar yüzünden, Avrupa'da desteksiz kalınca, 1870'te zaptiye nazırı Hüsnü Paşa'nın çağrısıyla İstanbul'a döndü. Nuri, Reşat ve Ebüzziya Tevfik beylerle birlikte 1872'de İbret gazetesini kiraladı. Aynı yıl burada çıkan bir yazısı üzerine gazete 4 ay kapatıldı. İstanbul'dan uzaklaştırılmak için Gelibolu mutasarrıflığına atandı.Orada yazmaya başladığı Vatan Yahut Silistire oyunu, 1873'te Gedikpaşa Tiyatrosu'nda sahnelendi. Oyunu izleyenler galeyana gelip olay çıkardı. Namık Kemal birçok arkadaşıyla birlikte tutuklandı. Bu kez kalebentlikle Magosa'ya sürgüne gönderildi.1876'da I. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'a döndü. Şura-yı Devlet (Danıştay) üyesi oldu. Kanun-î Esasi'yi (Anayasa) hazırlayan kurulda görev aldı. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı çıkınca Meclis-i Mebusan kapatıldı, Namık Kemal tutuklandı. Midilli Adası'na sürüldü. 1879'da Midilli mutasarrıfı oldu. Aynı görevle 1884'te Rodos, 1887'de Sakız Adası'na gönderildi. Ertesi yıl burada öldü ve Gelibolu'da Bolayır'da gömüldü. Şiirlerini küçük yaşlardan itibaren yazdı. Şinasi'yle tanışıncaya değin, şiirlerinde tasavvuf etkileri görülür. Bu dönemde özellikle Yenişehirli Avni, Leskofçalı Galib gibi şairlerden etkilendi. En önemli özelliklerinden biri, Türk şiirini Divan şiirinin etkisinden kurtarmaya çalışması. Vatan Şairi diye de isimlendirildi. Tiyatroya özel bir önem verdi, altı oyun yazdı. Bir yurtseverlik ve kahramanlık oyunu olan Vatan Yahut Silistre, Avrupa'da da ilgi uyandırdı ve beş dile çevrildi. İlk romanı İntibah 1876'da yayımlandı. Ruhsal çözümlemelerinin, bir olayı toplumsal ve bireysel yönleriyle görmeye çalışmasının yanı sıra, dış dünya betimlemeleriyle de İntibah Türk romanında bir başlangıç sayılır. Romanı ve tiyatroyu toplumsal yaşama soktuğu gibi, edebiyat eleştirisini de Türkiye'ye ilk getiren kişilerden biri oldu. En önemli eleştiri eserleri Tahrib-i Harâbât ile Takip'tir. Gazeteci olarak da Türk kültürü içinde önemli bir yeri vardır. Döneminin hemen hemen bütün yenilik yanlısı ve ilerici gazetelerinde yazıları yayımlandı. Siyasal ve toplumsal sorunlardan edebiyat, sanat, dil ve kültür konularına dek çok çeşitli alanlarda yazdığı makalelerin sayısı 500 kadar.
ESERLERİ:
OYUN: Vatan Yahut Silistre (1873, yeni harflerle 1940) Zavallı Çocuk (1873, yeni harflerle 1940) Akif Bey (1874, yeni harflerle 1958) Celaleddin Harzemşah (1885, yeni harflerle 1977) Kara Bela (1908)
ROMAN: İntibah (1876, yeni harflerle 1944) Cezmi (1880, yeni harflerle 1963)
ELEŞTİRİ: Tahrib-i Harâbât (1885) Takip (1885) Renan Müdafaanamesi (1908, yeni harflerle 1962) İrfan Paşa'ya Mektup (1887) Mukaddeme-i Celal (1888)
TARİHİ KİTAPLAR: Devr-i İstila (1871) Barika-i Zafer (1872) Evrak-ı Perişan (1872, yeni harflerle 1973) Kanije (1874) Silistire Muhasarası (1874, yeni harflerle 1946) Osmanlı Tarihi (1889, ölümünden sonra, yeni harflerle 3 cilt, 1971-1974) Büyük İslam Tarihi, (1975, ölümünden sonra)

Necip Fazıl KISAKÜREK

26 Mayıs 1905 - İstanbul
25 Mayıs 1983 - İstanbul
Necip Fazıl, 26 mayıs 1905'de, Abdülbaki Fazıl Bey ve Mediha Hanım'ın ilk çocukları olarak İstanbul'da, Çemberlitaş civarında bir konakta dünyaya geldi. Babası, küçük Necip'in doğumundan sonra hukuk mektebini bitirmiş, bazı memuriyetlerde bulunmuş silik bir şahsiyet. Konağın otoritesi olan büyük baba Mehmet Hilmi Efendi cinayet mahkemesi reisliğinden emekli olup aslen Maraşlı'dır ve Dulkadir oğullarına kadar uzanan Kısakürekler sülalesinden gelir. Necip Fazıl'ın çocukluğu, torununu şımartacak kadar seven bu büyük babanın himayesinde, bu kalabalık konakta, dadılar, mürebbiyeler, lalalar arasında geçer. İlerde, bu konakta geçen çocukluğuna ait hatıraların izleri, eserlerinden bazılarına aksedecektir; Bir yalnızlık gecesinin vehimleri hikayesi gibi). Necip Fazıl'ın ilköğrenimi, çeşitli okullarda kesintili ve düzensiz bir şekilde geçmiştir. Önce Gedikpaşa'da bir Fransız mektebinde, Büyükdere Emin Efendi mahalle mektebinde, Vaniköy Mekteb-i İttihat mektebinde (Peyami Safa bu mektepte mubassır: gözeticidir) okur. Nihayet Heybeliada Numune Mektebi'nden diploma alır. O yıl Heybeliada'daki bahriye Mektebi'ne (Askeri Deniz Lisesi) yazılır. Namzet (subay adayı) ve harp sınıflarında beş yıl okuduğu bu okuldan da diploma alamayarak ayrılır. Ancak burası ona Edebiyatın kültürünü ve zevkini aşılamıştır. İlk şiirlerini ve nesirlerini burada yazmaya başlamıştır. Yahya Kemal, Ahmet Hamdi (Eski Diyanet İşleri Başkanı Aksekili Hamdi Efendi), Hamdullah Suphi (Tanrıöver) bu okuldaki hocaları arasındadır. 1925'lerde yazdığı, hikaye kitaplarına girmemiş Lö Sid adlı hikayesi, bu okulda, hocası Yahya Kemal'le ilgili bir hatırasından kaynaklanır. Aynı okulda, hatıralarında Derin irfan sahibi... edebiyat ve felsefeden riyaziye ve fiziğe kadar nüfuz edebilmiş.. birkaç risalecikten başka hiçbir şey neşretmemiş bir de edebiyat hocası vardır: İbrahim Aşki Efendi. Necip Fazıl'ın daha sonraları tasavvufa yönelmesinin ilk teşvikleri bu nev'i şahsına mahsus insandan gelmiştir. Bahriye Mektebi'nden ayrılan Necip Fazıl 1921'de Darülfünun felsefe şubesine yazılır. Bu öğrenimini de tamamlayamaz. Hükümetin açtığı bir müsabakayı kazanarak burs alır ve felsefe öğrenimi için Paris'e gider. Burada da düzenli bir öğrenci değildir. Kısmen sanat çevrelerinde bulunursa da, Paris'in eğlence hayatı onu daha çok çeker ve hatıralarındaki ifadesi ile bir bohem hayatı yaşar. Türkiye'ye dönüşünde, İstanbul'da ve Anadolu'da milli ve yabancı bazı bankalarda memuriyet ve müfettişliklerde bulunan Necip Fazıl, değişik süre ve aralıklarla bir Fransız mektebinde, Ankara Devlet Konservatuarında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisinde ve Robert Kolej'de çeşitli dersler vermiştir. Bu arada felsefedeki öğrenciliğinden beri girmiş olduğu basın çevresi, kendisi için meslek hayatı olarak daha çekici ve eser vermesine daha müsait gördüğünden 1942'den sonra aylıklı memuriyetlerden ayrılmıştır. Bu tarihten sonra bütün geçimini yazılarından ve yayın mesleğinden sağlamıştır. Son yıllarına kadar Büyük Doğu dergisinin ve Büyük Doğu yayınlarının sahibi ve yazarı olduğu gibi, bazı günlük gazetelerde de zaman zaman fıkra ve makaleleri yayınlanmaktaydı. Necip Fazıl Kısakürek uzunca süren fakat fikri faaliyetini ve yazı yazmasını engellemeyen bir hastalıktan sonra Erenköy'deki evinde 25 Mayıs 1983'te ölmüştür.

Nurullah ATAÇ

1889 - İstanbul
1957
Türk deneme ve eleştiri yazarı. istanbul'da doğdu. Galatasaray Lisesi'nden sonra bir süre Edebiyat Fakültesi'ne devam etti. Burayı tamamlamadan ayrıldı, Fransızca öğretmeni olarak çalışmaya başladı. Bir süre memurluk yaptı. Çeşitli okullarda öğretmenliklerde bulundu. Son olarak da Cumhurbaşkanlığı'nda çevirmen olarak çalıştı. Sanat yaşamına, ilkin 1921 yılında Dergâh dergisinde yayımlanan şiiri ile başladı. Bu tarihten sonra çeşitli dergi ve gazetelerde şiirleri, eleştirileri, çeviri ve denemeleri yayımlandı.
Okumaya ve incelemeye büyük ölçüde önem veren Ataç, doğu ve batı edebiyatını aynı genişlikte inceleyebilmiş, her iki edebiyatı da sevmiş ve sevdirmiş bir yazar olarak kısa sürede büyük bir ün sağladı. Tüm yazılarında derin ve geniş bir kültürün etkisi kendini belli eder. Bunun yanı sıra, söyleyeceklerini cesaretle söyleyebilme özelliği, her konuda yazdıklarını önemle önemle izlenmesi sonucunu verdi. Dili son derece sade vev akıcıdır. Türk dilinin sadeleşme ve arınması akımında çok büyük katkıda bulunan bir yazar olmasının yanı sıra, özellikle devrik tümcelerden oluşan anlatısı da çok ilginçtir. Eleştirileri daima büyük yankılar uyandırmış, kendinden önce hiç tanınmayan yepyeni değerleri ortaya çıkarmıştır. Bunun yanı sıra, büyk ün sağlamış kimi sanatçıların edebi kişiliklerini kendi görüşü ile incelemesi sonucu edebiyatımızdaki değer yargılarında etken olmuştur.
Eserleri :
Günlerin Getirdiği, Karalama Defteri, Sözdeb Söze Ararken, Diyelim, Söz Arasında, Günce, Söyleşiler, Tehlikeli İlişkiler, Taras Bulba, Vendetta, Adsız Köşk, Kumarbaz, Yeni Gelinin Anıları, Urgan, Çömlek, Üç Akçelik Kişi, Odipus Kolonos'ta, Hortlak, Özünün Celladı (Çeviriler).
Kaynaklar :
Nurullah Ataç, Hayatı, Sanatı, Eseri (Saadet Ulçugür), Ataç'ın Sözcükleri (Yılmaz Çolpan), Ataç Tiyatroda (Metin And), Ataçla Gelen (Mehmet Salihoğlu), Babam Nurullah Ataç (Meral Tolluoğlu), Nurullah Ataç (Asım Bezirci).

Orhan Veli KANIK

1914 - İstanbul
1950 - İstanbul
Türk şairi,1914 yılında İstanbul'da doğdu. Ankara Gazi Lisesi'ni bitirdikten sonra bir süre İstanbul Üniveritesi Edebiyat Fakültesi'nde öğrenim gördü. Çeşitli memurluklarda, Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu'nda çalıştı.
Kendinden söz ettiren ilk şiirlerini 1936 yılında varlık dergisinde yayımladı. şiire getirmek istediği hava, verdiği örnekler öylesine ilginç oldu ki, yurdumuzda pek görülmemiş büyük bir ilgiyle karşılandı.
Şiiri bir takıp kalıp ve şekilden kurtarma çabasındaydı. Şiiri daha kısa, daha basit ve kolay bir şekle soktu. Dili son derece duru, adeta yalın bir halk diliydi. Konusunu da o güne dek şiire girmemiş olan günlük yaşamdan, basit olaylardan seçti. Çoğu şiirlerinde yergi ve taşlamalara da yer verdi.
Şiir içe doğduğu gibi söylenmeliydi. Uyum, kelimelerden çok, sözlerin bütünlüğünde aranmalıydı.
Şiirlerinin yanı sıra başarılı çevirileriyle de kendine büyük bir ün yapmış şairlerimizdendir.
Eserleri :
Garip, Vazgeçemediğim, Destan Gibi, Yenisi, Karşı (şiir kitapları), Nasrettin Hoca Hikayeleri, Fransız Şiir Antolojisi (derlemeler), La Fontaine Masalları, Üç Hikaye (Gogol'dan), Antigone (Jean Anouihil'den) (çevirileri).

Reşat Nuri GÜNTEKİN

25 Kasım 1889 - İstanbul
1956 - Londra
Güntekin 25 Kasım 1889'da İstanbul'da doğdu. Roman, oyun ve öykü yazarıdır. Yapıtlarında her kesimden bireyi ve farklı toplumsal ortamları güçlü bir gözlemcilik ve gerçekçilikle betimlemiş, çağdaş Türk edebiyatının okur kitlesinin genişlemesine önemli katkılarda bulunmuştur. İlk öğrenimini Çanakkale'de Mekteb-i İptidai'de yaptı. Çanakkale İdadisi'nde, Mekteb-i Sultani'de (Galatasaray Lisesi) ve İzmir'de bir Fransız okulunda okudu. Sınavla girdiği Darülfünun-i Osman-i Ulum-i Edebiyye Fakültesi'ni bitirdi(1912). 1913'te Fransızca öğretmeni olarak Bursa Sultanisi'ne atandı. İstanbul'da Vefa ve Erenköy Liselerinde müdürlük yaptı(1916-1919). 1931'e değin çeşitli liselerde Türkçe, Fransızca, Edebiyat, Felsefe ve Pedagoji dersleri verdi. Ardından milli eğitim müfettişi oldu ve 1939'a değin bütün Anadolu'yu dolaştı. Bir dönem (1939-43) Çanakkale milletvekilliği yaptı. 1947'de Milli Eğitim baş müfettişliğine getirildi. 1950'de Paris'te kültür ateşeliği ve öğrenci müfettişliği yaparken, UNESCO'da Türkiye temsilciliğini de üstlendi. 1934'te emekli olduktan sonra İstanbul Şehir Tiyatroları Edebi Kurul üyeliğine seçildi. Kanser tedavisi için gittiği Londra'da öldü.
Reşat Nuri, edebiyat yaşamına 1917'de DİKEN dergisinde çıkan Eski Ahbap adlı öyküsüyle başlamıştı. 1918-19 yıllarında Zaman gazetesinde Temaşa haftaları başlığı altında tiyatro eleştirileri yazdı. Yazarlığının bu ilk döneminde şair, Nedim, Büyük Mecmua, İnci, Diken dergileri ile Der saadet ve Zaman gazetelerinde yayımlanan öykü, roman ve oyunlarında kendi adının yanı sıra çeşitli takma adlar da (Hayrettin Rüştü, Mehmet Ferit,Cemil Nimet)kullandı. Mizah ve magazin dergilerindeki yazılarını ise Ateşböceği, Ağustosböceği, Yıldızböceği imzaları ile yayımladı. 1922'de vakit gazetesinde tefrika edilen ve gene aynı yıl kitap olarak yayımlanan Çalıkuşu (33.bas.1987) adlı romanı ile üne kavuştu. Bu yapıtını aslında İstanbul kızı adıyla oyun olarak yazmış, o dönemin koşullarında sahneleme olanağı bulamayınca romana dönüştürmüştü. Türk edebiyatında gerçekçi yönelimin ilk örneklerinden sayılan Çalıkuşu, dili, anlatımındaki rahatlığı, duygusal yanlarıyla uzun yıllar elden düşmeyen bir yapıt olarak kalmış, sinema ve TV'ye de uyarlanmıştır. Romanda bir aşk ilişkisinde düş kırıklığına uğrayan,iyi eğitim görmüş, İstanbullu genç ve idealist öğretmen Feride'nin tanıklığıyla Anadolu'nun Kurtuluş Savaşı'ndaki durumu sergilenir; farklı yaşam biçimleri, farklı anlayışlar, gelenek ve görenekler, toplumsal çatışmalar, Feride'nin gündelik yaşamı, duygu dünyası ile içiçe verilir. Reşat Nuri Dudaktan Kalbe(1925-1991),Akşam Güneşi(1926-1988), Bir Kadın Düşmanı(1927-1988) adlı romanlarında da aynı temaları işlemiştir; bu yapıtlarda da kahramanlarının duygusal ilişkileri ve çoğu kez mutsuzlukla sonuçlanan serüvenleri ön plana çıkar.
Reşat Nuri, 1920'den sonraki yapıtlarında,temel roman anlayışını değiştirmeden toplumsal sorunlara eğilmiştir. Yeşil Gece'de (1928-1986) mutsuz evlilikleri, Eski Hastalık'ta (1938-1989) Cumhuriyet'in getirdiği yenileşme hareketlerini konu almıştır. Yaprak Dökümü'nde (1930-1988) değişen sosyoekonomik koşullara ayak uyduramayan, bu koşulların getirdiği ahlak anlayışı ile çelişki içindeki küçük bir bürokratın ve parçalanan ailesinin dramı sergilenir; Miskinler Tekkesi'nde (1946-1986) dilenciliğin, Kan Davası'nda (1962-1986) kan gütme geleneğinin açtığı yaralar anlatılır. Reşat Nuri romanlarında sayısız insan tipi yaratmıştır. Çoğunluk erkek olan kahramanları, dış görünümlerinden çok psikolojik özellikleriyle işlenen ve genellikle iyi-kötü, idealist-çıkarcı, tutucu-yenilikçi gibi karşıtlıklar içinde verilen tek boyutlu karakterlerdir, Mizaha daha geniş yer verdiği öykülerinde de, vazgeçemediği temalar olan aşk yalnızlık, fedakarlık, dostluk, ihanet vb. ön plandadır. Çoğu sahnelenmiş olan oyunlarında ise açık ya da kapalı olarak bazı savlara yer verir: Aşk,töre, namus kavramları üzerinde kurulu Eski rüya(1922), Evlilikte cinsel dengenin önemini vurgulayan Taş Parçası(1926), Hülle uygulamasını taşlayan Hülleci(1926), Devlet-halk işbirliğinin gerekliliği üzerinde duran Bir Yağmur Gecesi(1943), geçim sıkıntısı nedeniyle çözülen aileyi konu alan ve en başarılı oyunu kabul edilen Balıkesir Muhasebecisi(1953), Diktatörlüğü yergili bir dille ele alan Tanrıdağı Ziyafeti (1955) bu anlayışına örnektir.
Anadolu gezileri sırasındaki gözlemlerini Anadolu Notları(1956,2 cilt;1988,2 cilt) adıyla kitaplaştırılan Reşat Nuri, ayrıca öğrenciler için kitaplar (Dil ve Edebiyat,Türk kıraatı [1930;Refet Avni ile birlikte] ve bir sözlük (Fransızca-Türkçe resimli büyük dil kılavuzu [1935; İ.H.Danişment, A.S,Delil başı,N.Ataç ile birlikte] J.J.Rousseau, Balzac, Zola, Camus gibi yazarlardan çeviriler yapmıştır. Tiyatroyla ilgili yazıları ise Reşat Nuri Güntekin'in Tiyatro İle İlgili Makaleler(1976) adıyla K.Yavuz adıyla derlenmiştir.
Öbür önemli yapıtları: Roman.Gizli el(1924-1988), Damga(1924-1988), Kızılcık Dalları(1932-1987), Gökyüzü(1935-1986), Ateş Gecesi(1942-1988), Değirmen(1944-1987), Harabelerin Çiçeği(1953-1987); 1918'de Zaman gazetesinde Cemil Nimet imzası ile tefrika edildi.), Kavak yelleri(1961-1986), Sönmüş Yıldızlar(1918-1986), Leyla ile Mecnun(1928-1988), Olağan İşler(1930-86), Oyun: Hançer(1920), Ümidin Güneşi(1924), Gazeteci Düşmanı, Şemsiye Hırsızı, İhtiyar Serseri(1925), Bir Köy Hocası(1928), Babür Şah'ın Seccadesi(1931), Bir Kır Eğlencesi(1931), Ümit Mektebinde (1931), Felaket Karşısında, Göz Dağı, Eski Borç(1931), İstikbal(1933), Vergi Hırsızı(1933), Yaprak Dökümü(1971), Eski Şarkı(1971).

Sait Faik ABASIYANIK

1906 - Adapazarı
1954
Türk hikaye yazarı. Adapazarı'nda doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde bir süre okudu. Babasının ısrarı ile öğrenimini tamamlamak amacıyla Avrupa'ya gitti. Orada eğitim ve öğrenimden çok, çeşitli ülkeleri gezmekle vakit geçirdi. Dört yıl sonra yurda dönüşte bir süre öğretmenliklerde bulundu. Ticaret yaptı. Bir gazetede adliye muhabiri olarak çalıştı. Ancak, tüm yaşamı sürecinde daha çok babasından kalanlarla geçindi. Çok sevdiği Burgaz Adası'nda ve İstanbul'da başıboş bir yaşam sürdürdü.
Edebiyat yaşamına 1925 yılında Bursa'da yayımlanan hikayeleriyle başladı. Bundan sonra da birbirinden güzel hikayeleri, romanları ve çeşitli yazıları gazete ve dergilerde yayımlandı. Pek çok hikayelerini kitaplarında topladı.
Hikayeleri çoğu kez şaşkınlıkla karşılandı. O günen dek alışılmamış bir anlatı biçimiyle, bambaşka bir hava içinde yazdı. Konudan çok etkiye ve şiirselliğe önem verdi. Bunların yazı sıra, çok dikkatli ve titiz bir gözlemciydi. Hikayelerinde bu gözlemlerini şiirsel bir dille anlattı. Kahramanları çoklukla sıradan kişilerdi. Avare, doğa hayranı, toplumca beğenilmeyen, hatta suçlu olarak görülseler de tertemiz bir yerek taşıyan, çocuksu bir saflıkla dolu kişiler. Yazar, yazgılarını incelediği bu düşmüş kişilere eğilirken biraz da kendi iç dünyasını, iç dünyasının göz kamaştıran serüvenlerini dile getirdi. İnsanları, denizi, balıkları, bulutları, kayaları, hayvanları, özetle tüm dünyayı, bir bütün olarak gördü. Hikayelerini, bu eşsiz güzellikleri aramak, bulmak ve göstermek amacıyla geliştirdi. Bütün yazılarında temiz bir içtenlik, akıcı bir anlatı, başarılı bir uyum ön planda görünür.
Başlıca kitapları :
Semaver, Sarnıç, Lüzumsuz Adam, Mahalle Kahvesi, Havada Bulut, Kampanya, Şahmerdan, Son Kuşlar, Havuz Başı (hikayeleri), Bir Takım İnsanlar, Kayıp Aranıyor (romanları), Şimdi Sevişme Vakti (şiirleri), Mahkeme Kapısı (ropörtajları).

Tevfik FİKRET

26 Aralık 1867 - İstanbul
19 Ağustos 1915 - İstanbul
Tevfik Fikret 26 Aralık 1867'de İstanbul Kadırga'da dünyaya geldi. Asıl ismi Mehmed Tevfik. 1888'de Galatasaray Lisesi'ni (Mekteb-i Sultani) birincilikle bitirdi. Hocaları arasında Muallim Naci, Recaizade Ekrem gibi seçkin isimler vardı. Şiire lise yıllarında başladı. İlk şiiri 1883'te yayınlandı. Liseden sonra Hariciye Nezareti (Dışişleri Bakanlığı), ardından Maarif Mektubi Kalemi'nde çalıştı. Yüksek Ticaret Okulu'nda ders verdi. Kuzeniyle evlendi. 1894'te, Malumat gazetesinin kurucuları arasında yer aldı. Galatasaray Lisesi ve Robert Kolej'de Türkçe öğretmenliği yaptı. 1896'da Edebiyat-ı Cedide akımını destekleyen Servet-i Fünun dergisi yazarları arasına katıldı. Halit Ziya, Cenap Şahabettin, İsmail Safa, Mehmet Rauf, Samipaşazade Sezai, Hüseyin Cahit gibi isimlerle birlikteydi. 1905'te babasını yitirdi. Aynı yıl Rumelihisarı'nda ölünceye dek oturacağı "Aşiyan"ına (yuva) yerleşti. 1908'te II. Meşrutiyet'in ateşli savunucularından biri oldu. Meşrutiyet'ten sonra Hüseyin Kazım Kadri ve Hüseyin Cahit (Yalçın) ile birlikte Tanin gazetesini kurdu. 1909'da Galatasaray Lisesi Müdürü oldu. Daha sonra Robert Kolej'e geçti. 1911'de, gençlere seslendiği Haluk'un Defteri yayınlandı. 1914'te sağlığı bozuldu. 1914'te çocuklara seslendiği Şermin adlı kitabı yayınlandı. Ağır bir şeker hastalığına tutulmuştu. Kolundan olduğu bir ameliyattan sonra 19 Ağustos 1915'te yaşamını yitirdi ve Eyüp'te aile mezarlığına defnedildi.
ESERLERİ :
Rübab-ı Şikeste (1900-1984) Haluk'un Defteri (1911-1984) Rübabın Cevabı (1911-1945) Şermin (1914-1983) Tarih-i Kadim (1905) Son Şiirler (1952. Yay. Haz. Cevdet Kudret)

Uğur MUMCU

22 Ağustos 1942 - Kırşehir
24 Ocak 1993
- Ankara
Aslen, Ankaralı olan Uğur Mumcu, 22 Ağustos 1942 yılında, babasının memuriyeti dolayısıyla Kırşehir'de, dört kardeşin üçüncüsü olarak doğdu. Annesi Nadire Hanım, babası, Tapu Kadastro memuru Hakkı Şinasi Bey'di. İlk ve orta okulları Ankara’da okuyan Mumcu çok aktif bir öğrenciydi. Bu hızlı yaşam Hukuk fakültesinde de devam etti. 1961 yılında baş1adığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni 1965 yılında tamamladı. Bir süre avukatlık yaptı; yabancı dil öğrenmek için İngiltere'ye gitti. 1969-1972 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde İdare Hukuku Profesörü Tahsin Bekir Balta'nın asistanı olarak çalıştı. Yazmaya, üniversite öğrenciliği yıllarında, Doğan Avcıoğlu'nun yönetimindeki Yön Dergisinde başlayan Uğur Mumcu, 12 Mart döneminde bir yazısında kullandığı "ordu uyanık olmalı" sözleriyle, "orduya hakaret etmek", "sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmak" suçunu işlediği iddasıyla gözaltına alındı. Uğur Mumcu bu davadan dolayı 7 yıl hapse mahkum edildi. Fakat yargıtayca karar bozuldu ve serbest bırakıldı. Bu olaydan sonra, Mumcu askerliğini, 1972-74 yılları arasında Ağrı'nın Patnos ilçesinde, resmi tanımıyla "sakıncalı piyade eri" olarak tamamladı. Patnos'ta, ağır koşullar altında askerliğini yaparken, zaten uzun zamandan beri var olan ülseri yüzünden mide kanaması geçirdi. İlk yazıları 1962'den itibaren Yön, Türk Solu, Devrim, Ant, KIM v.b. dergilerde yer alan Mumcu'nun, 1968-69-70 yıllarında Akşam, Milliyet, Cumhuriyet gazetelerinde zaman zaman çeşitli konularda inceleme yazıları da yayımlandı. Köşe yazarlığına 1974 yılında haftalık Yeni Ortam dergisinde başladı. Daha sonra çalışmaya başladığı Anka Ajansında 1975 yılından itibaren Cumhuriyet'e de köşe yazıları yazdı. 1977 yılından sonra sadece Cumhuriyet için yazmaya başladı. gözlem başlıklı köşesinde 1991 yılının Kasım ayına kadar aralıksız olarak yazdı. 6 Kasım 1991'de İlhan Selçuk ve yaklaşık 80 Cumhuriyet çalışanı ile birlikte gazeteden ayrıldı. Bir süre işsiz kaldı. 1 Şubat - 3 Mayıs 1992 tarihleri arasında Milliyet Gazetesi'nde yazan Mumcu, Cumhuriyet Gazetesi'ndeki yönetim değişikliği üzerine 7 Mayıs 1992'de Cumhuriyet'e döndü. Gazetecilik hayatı başarılarla dolu olan Mumcu 24 Ocak 1993 yılında uğradığı bombalı saldırı sonucu öldü.
ESERLERİ :
Sakıncalı Piyade, Suçlular ve Güçlüler, Mobilya Dosyası, Bir Pulsuz Dilekçe, Büyüklerimiz, Çıkmaz Sokak, Tüfek İcad Oldu, Silah Kaçakçılığı ve Terör, Liberal Çiftlik, 12 Eylül Adaleti, Terörsüz Özgürlük, Rabıta, Söz Meclisten İçeri, Papa-Mafya-Ağca, Devrimci ve Demokrat, Sosyalizm ve Bağımsızlık, İnkılap Mektupları, Kürt Dosyası.
Yahya Kemal BEYATLI

1884 - Üsküp
1958
Türk şairi,1884 yılında Üsküp'te doğdu. Orta öğrenimini Vefa İdadisi'nde tamamladıktan sonra Paris'e giderek orad Fransızca öğrendi, Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde öğrenim gördü. Dokuz yıl süre ile Paris'te kaldıktan sonra yurda dönüşünde Darülfünun'da çeşitli dersler okuttu. Urfa Milletvekili olarak Büyük Millet Meclisi'ne katıldı. Dışişleri Bakanlığı'nda görev alarak Varşova, Madrit, pakistan büyükelçiliklerininde bulundu.
Edebiyat yaşamına, Avrupa dönüşü Yeni Mecmua'da Bulunmuş Sayfalar başlığı ile yayımladığı gazelleri ve şarkılarıyla katıldı. Paris'te iken zamanın en ileri edebiyatçıları ile kurduğu yakın ilişki sonucu edebiyatta üstün bir biçim güzelliği ve uyumlu ölçü düşüncesine ulaşmıştı. Buna eklenen engin bir tarih sevgisi ve beğenisi eserlerindeki öz'ü hazırladı. Avrupa'dan aldığı, şekildeki ve özdeki yeniliğin yanı sıra, Osmanlı İmparatorluğu'nun üstün uygarlığı, bu uygarlık düzeyindeki yaşantı, şairi kuvvetle etkiledi.
Osmanlı uygarlığının en üstün eserlerini verdiği İstanbul, hemen tüm şiirlerinin başlıca konusudur. Aşk, kahramanlık, doğa, deniz, güzellik gibi kavramlar ve konular daima bu ortamda gelişir.
Şiirlerinde iç uyumu her şeyden üstün tuttu. Şiirde iç uyum ise, şaire göre bir başka türlü musiki idi. Bu nedenle de Ok adlı şiiri dışında, tüm şiirlerini aruz ölçüsüyle yazdı.
Başlıca kitapları :
Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgarıyla, Aziz İstanbul, Eğil Dağlar (Kurtuluş Savaşı yazıları), Bitmemiş Şiirler.

Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU

27 Mart 1889 - Kahire
13 Aralık 1974 - Ankara
Yakup Kadri, 17.yüzyılın sonlarından başlayarak, Saruhan vilayeti denilen Aydın ve Manisa bölgesinde hüküm sürmüş Karaosmanoğlu sülalesindendir. Mısır'da İbrahim Paşa konağına yerleşen ve orada İkbal Hanım ile evlenen Kadri Bey'in oğludur. 27 Mart 1889'da Kahire'de doğdu. İbrahim Paşa'nın ölümü üzerine 6 yaşında iken ailesiyle birlikte Manisa'ya geldi. İlk öğrenimine Fevziye Mekteb-i İbdidadisi'nde başladı. 2 yıl sonra da İzmir idadisine gönderildi(1903). Şahabettin Süleyman ile arkadaşlığı buradan gelir. Ama öğrenimini tamamlayamaz. Babası da o öğrenime başlamadan ölmüş. Aile yeniden Mısır'a dönünce İskenderiye'deki Freres'ler Fransız okuluna girdi. Burada bir yıl okudu. İdadi özlemi onu İzmir'e çektiyse de, tatilini geçirmek için geldiği Mısır'da (1906) Jöntürklerle tanıştı, İzmir'e dönmekten vazgeçti. Sınava yeniden girdiği Freres'ler okulunda iki yıl sonra bakaloryasını vererek ortaöğrenimini tamamladı.1908'de ailece yurda döndüler. İstanbul'a yerleştiler. Yakup Kadri Mekteb-i Hukuk'a girdi. Ama bitirmeden, üçüncü sınıftan ayrıldı. Bu arada İbsen'den esinlenerek yazdığı Nirvana adlı tek perdelik oyunu yayımlanmış, arkadaşı Şahabettin Süleyman'ın aracılığıyla Fecr-i Ati topluluğuna katılmıştır. Bir yandan Fecr-i Aticilere yönelik eleştirilere cevap vermekte, bir yandan da Servet-i Fünun'da küçük hikayeler yayımlamaktadır. Mensur şiirleri de bu ilk döneminin ürünleridir.
1912'de tüberküloza yakalandığını öğrenir ama 1916'da tedavi için İsviçre'ye gidebilecek, 3.5 yıl orada kalacaktır. Bektaşilikle ilgisi de bu yıllarda, İsviçre'ye gitmeden öncedir. O sıralar Paris'ten yeni dönmüş olan Yahya Kemal'in de etkisiyle Yunan ve Latin kaynaklarına dayalı yeni bir sanat anlayışını savunmaya başlamıştı. Ayrıca,Doğu mitolojisiyle de ilgileniyor, bir mistisizme yöneliyordu. Bu eğilim onu Bektaşi tekkesine itti. Gözlemlerinden yararlanarak Nur Baba romanını yazdı ama karşılaşacağı tepkiler, İsviçre'ye gidişi romanın yayınlanmasını engelledi.
1913'de ilk hikaye kitabını çıkarır: Bir Serencam.Ama önce Balkan,ardından da Birinci Dünya Savaşı, bu savaşlarla gelen yıkım,Yakup Kadri'de bir değişime yol açacak, sanatın şahsi ve muhterem olduğu düşüncesinden yavaş yavaş uzaklaşacaktır. Mondros antlaşmasından sonra onu İkdam yazarı olarak görürüz(1919). Güncel olayları izleyen, Kurtuluş Savaşı'nı destekleyen bir gazetecidir artık. Hikayeleri de Mili Mücadele ile ilgilidir. Daha sonra o günlerin ürünü olan makalelerini Ergenekon'da toplayacaktır.
1921'de Ankara'nın çağrısı üzerine Anadolu'ya geçti. Görevli olarak Kütahya, Simav, Gediz, Eskişehir, Sakarya yörelerini dolaştı. Önce Mardin(1923-1931), sonra Manisa milletvekili oldu(1931-1934). Evliliği de bu dönemdedir. Mutasarrıf Asaf Bey'in kızı Burhan Asaf Belge'nin kız kardeşi Leman hanımla evlenmiş (11 Ekim 1923); yine bu dönemde Kiralık Konak, Nur Baba adlı romanlarını yayımlamış. Cumhuriyet ve Hakimiyet-i Milliye gazetelerinde makaleler yazmış (1923-1925), tedavi için ikinci kez gittiği (1926) İsviçre'den Ağrı Dağlarından başlığıyla izlenimlerini kaleme almıştır. 1932 yılı ise Yakup Kadri için ayrı bir önem taşır. Vedat Nedim Tör, Burhan Asaf Belge, İsmail Hüsrev Tökin ve Şevket Süreyya Aydemir ile birlikte Kadro dergisini çıkardılar. Büyük yankı uyandıran ve tartışmalara yol açan romanı Yaban'da aynı yıl yayımlanır. Başlangıçta ilgiyle karşılanan Kadro'da savunulan düşünceler zararlı bulunarak derginin imtiyaz sahibi Yakup Kadri, Tiran elçiliğine atanınca (1934) dergide kapanır. Bunu Prag (1935), La Haye (1939), Bern (1942) elçilikleri izler. Tahran elçiliğinden sonra (1949-1951) emekli oluncaya kadar kalacağı Bern elçiliğine yeniden getirilecektir. Zoraki diplomat adlı anıları bu yılların ürünüdür.1955'te emekli olunca yurda dönerek çeşitli dergi ve gazetelerde yazılarını sürdürdü. 27 Mayıstan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. 1961'de Manisa milletvekili oldu. 1957'de de Ulus gazetesinin baş yazarlığını üstlenmiştir. 1962'de Atatürk ilkelerine ters düşüldüğünü ileri sürerek CHP den istifa etti.1965'ten sonra ise politikadan çekildi. Son görevi, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanlığı idi. 13 Aralık 1974'de Ankara'da öldü. İstanbul'da, Beşiktaş'ta Yahya Efendi mezarlığında annesinin yanında yatmaktadır.
Eserleri :
Hikaye: Bir Serencam (1913), Rahmet (1923), Mili Savaş Hikayeleri (1947).
Roman: Kiralık Konak (1922), Nur Baba (1922), Hüküm Gecesi (1927), Sodom ve Gomore (1928), Yaban (1932), Ankara (1934), Bir Sürgün(1937), Panorama (İki cilt,1953-1954), Hep O Şarkı (1956).
Mensur Şiirler : Erenlerin Bağından (1922), Okulun Ucundan (1940).
Anı : Zoraki Diplomat (1955), Anamın Kitabı (1957), Vatan Yolunda (1958), Politikada 45 Yıl (1968), Gençlik ve Edebiyat Hatıraları (1969).
Monografi : Ahmet Haşim (1934), Atatürk (1946).
Çeşitli Makaleleri : İzmir'den Bursa'ya (H.Edip,F.Rıfkı,M.Asım ile 1922), Kadınlık ve Kadınlarımız (1923), Seçme Yazılar (F.Rıfkı,R.Eşref ile 1928), Ergenekon (iki cilt,1929), Alp Dağlarından ve Miss Chalfrin'in Albümünden (1942).
Tiyatro eserleri : Nirvana (1909), Veda (1909), Sağanak (1929), Mağara (1934).

Ziya GÖKALP

23 Mart 1876 - Diyarbakır
25 Ekim 1924
–İstanbul
Ziya Gökalp 1876 yılında Diyarbakır'da doğdu. İstanbul'da Baytar Mekteb-i Alisi'nin son sınıfından alınıp tevkif edildi. Dokuz ay hapislikten sonra memleketine sürüldü. 1908'de Diyarbakır İlköğretim Müfettişi, 1910'da da İttihad ve Terakki Partisi Genel İdare Kurulu üyesi oldu. İstanbul'a yerleşti. Darülfünun'da sosyoloji dersleri verdi. Genç Kalemler ile Türk Yurdu'nda yazılar yazdı. Yeni Mecmua'yı çıkardı. İstanbul işgal edilince Malta'ya sürüldü (1919). 1923'te Telif ve Tercüme Ercümeni Reisliği'ne tayin edildi. Diyarbakır milletvekili oldu (1923). Hastalanınca tedavi için İstanbul'a geldi ve bu şehirde öldü.
Türkçülük akımını sistemleştirip topluma mal etti. Türk toplumunun her alanda yücelmesi için çalıştı. Milli kültür kaynaklarına dönüşü sağladı. Milli edebiyat akımının kuvvetlenmesini temin etti. Düşüncelerini halka yayabilmek için makale, öğretici şiir, destan ve masal türlerinde popüler eserler verdi.
Eserleri :
Şiirleri: Kızıl Elma (1915), Yeni Hayat (1918), Altın Işık (1923).
Diğer eserleri : Türkleşmek-İslamlaşmak-Muasırlaşmak (1918), Türkçülüğün Esasları (1923), Yeni Türkiye'nin Hedefleri.


EKLERİMİZ
 
 

Açılış Sayfan Yap. Anasayfam Yap

Favorilere Ekle. Favorilere Ekle

Admin Mail. İletişim


geolocation
 
Reklam  
   
 
   
 
 
Keşan fm (88.5)
 
 
   
 
 
bayrak.gif

ein Bild
 
TOMLAM 61037 ziyaretçiGİRİŞ
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
11tm.page.tl google Site Ekle hit kazan!! googlelist toplist!! google add url site register!! pop 1000 hit!! ......
11TM